Teknolojiye Yetişilmiyor
22/12/2008 -Kategori: b_Teknolojide Bugun
Nasa, Ay İstasyonu Kuruyor NASA, astronotların 6 aylık dönemler halinde konakladığı Uluslararası Uzay İstasyonu’nun benzerini Ay’a kurmak istiyor. Erkek Adamın Şarjı Bitmez! Görünmezliğe bir adım daha yaklaşıldı Bilgisayar bunu da yapacak! Işınlanma Gerçek Oluyor Bilim adamları atomlararası özellik iletimini, 1 milimetreden kısa bir mesafede de olsa başardılar. ‘Teleportasyon’ adı verilen bu yöntemle, atomlar, enerji, hareket, manyetik gibi kuantum özelliklerini birbirlerine aktarıyorlar. ‘Işınlama’ ya da atomlararası ‘kuantum aktarımı’nın başarılması, gelecekte üretimi öngörülen kuantum bilgisayarlarını mümkün kılacak. Son derece hızlı çalışacak olan kuantum bilgisayarlarının raflara çıkmasının 10 yıldan fazla sürmesi bekleniyor. ABD’den National Institute of Standards and Technology öğretim üyesi David J. Wineland ve Avusturya’dan Innsbruck Üniversitesi’nden Rainer Blatt başkanlığındaki ekibin çalışması, atomların fiziksel özelliklerinin birbirleri arasında alışverişini sağlıyor. Çalışma üzerine Nature dergisinde bir makale yayımlayan Dr. Wineland, aktarımın şimdilik sadece 1 milimetre’den küçük bir mesafe içinde yapılabildiğini, ancak gelecekte daha uzun mesafeler arasında da aktarım yapılabileceğini belirtti. Klavyesiz Laptop Yüzen Şehirler Geliyor
Ay’a 2020 civarında gidilmesini öngören Amerikan Havacılık ve Uzay Dairesi’nin (NASA), keşif misyonları bölümü direktörlerinden eski astronot Carl Walz, “Ay’da daha uzun süreli, Uluslararası Uzay İstasyonu’nda şu anda yaptığımız gibi altı aya varıncaya dek uzun süreli kalış dönemleri oluşturmalıyız” dedi.
Ay’da UUİ’nin bir benzerini, ancak farklı bir konseptle inşa edeceklerini söyleyen Walz, Ay üzerinde taşıma sistemleri kuracaklarını, yaşayacaklarını, çalışacaklarını, altyapı inşa edeceklerini ve Ay’ın kaynaklarını kullanacaklarını belirtti.
Walz, Miami Üniversitesi’nin düzenlediği “NASA’nın Geleceği” konulu konferansta yaptığı açıklamada, Amerikan uzay ajansının gelecekteki önceliklerinin, UUİ’nin inşasını tamamlamak, uzay mekiklerinin kullanımdan kaldırılacağı 2010’a kadar güvenliklerini sağlamak, 2020’den önce Ay’a dönmek ve Güneş Sistemi ile ötesinde insanın varlığını artırmak olduğunu kaydetti.
50. kuruluş yıldönümünü kutlayan NASA, 30 yıl hizmetten sonra 2010’da emekliye ayrılacak uzay mekiklerinin yerine, yeni kuşak uzay fatihi “Orion” uzay gemilerini ve “Ares” fırlatma füzelerini kulanmayı düşünüyor.
Bir zamanlar erkeklerin şarjı biter, arada bu sebepten çok sıkıntı çekerlerdi. Ne günlerdi...
Artık beyler hiçbir yerde şarjsız kalmıyor çünkü Iowa State Üniversitesi'nde geliştirilen güneş enerjili kravatla telefonunuzu şarj edebiliyorsunuz. Kravat üzerindeki özel hücreler güneş ışığını emerek içerisinde enerjiyi depoluyor ve kullanıcılar kravatın iç cebine yerleştirdikleri telefonlarını şarj edebiliyor.
Böylece beyler artık eşlerine ve patronlarına "şarjım bitmiş, kusura bakmayın" numarasını yapamıyor.
360 Derece Dönebilen Peugeut
Konsept otomobil Peugeot 360, özellikle park etmekte zorlanan bayanların çok hoşuna gidecek.
Konsept otomobil tasarlarken amaç genelde sıradanın dışına çıkabilmek ve hem farklı hem de ilginç konseptler üretebilmek. Örneğin artık konsept otomobil tasarlayan tasarımcılar çevre konusunda çok duyarlılar ve tasarımlarında elektrikle çalışan motorlar kullanıyorlar. Tabi henüz bu kadar verimli çalışan elektrik motorlarımızın olmaması ayrı bir mesele.
Andrei Franca isimli bağımsız bir tasarımcı tarafından tasarlanan bu otomobilin farkı, bildiğimiz lastik tekerlekler yerine bir çeşit kürenin kullanılıyor olması. Bu küreler yardımıyla Peugeut 360'ın dar ve kalabalık alanlarda daha çevik bir şekilde hareket edeceği öngörülüyor. Daha da güzeli, bu konsept park etmekte zorlananlar için büyük kolaylık anlamına geliyor.
Her birinde birer elektrik motoru bulunan bu üç küre bir bilgisayar tarafından yönetiliyor. Motorlar makaralar için çekim gücü sağlıyor ve her makara grubu kürelerden birini yönlendiriyor. Süspansiyonlar da küreleri sabit tutan pulleylara bağlı.
Araçta üç koltuk bulunuyor. Önde oturan iki kişi ortadaki kontrol kolu yardımıyla aracı kullanabiliyor. Kendi ekseni etrafında dönen bu kol sayesinde 360 derece dönmek mümkün olabiliyor. Oldukça füturistik ve farklı görünen Peugeot 360'ın bir taslaktan öteye gidip gidemeyeceğini görmek için beklememiz gerekiyor.
ABD'li bilim adamları, insanları görünmez kılan malzemeler geliştirmeye bir adım daha yaklaştıklarını açıkladılar.Berkeley'deki California Üniversitesi'nden uzmanlar, nano teknolojiyle, üç boyutlu cisimler etrafındaki ışığı bükerek, bunları görünmez kılan bir malzeme ürettiklerini söyledi. Nano teknolojide mikroskobik büyüklükte malzemeler kullanılıyor. Araştırmayı yürüten uzmanlar, bu yöntemle bir gün insanları görünmez yapan pelerinlerin üretilebileceğini kaydettiler. Dr. Xiang Zhang başkanlığındaki ekip, araştırmalarının sonuçlarını Nature ve Science adlı bilim dergilerinde yayımladı. Uzmanlar "Yeni sistem suyun kayaların üzerinden akması gibi çalışıyor" diyor. Çünkü ışık nesne tarafından ne emiliyor ne de yansıtılıyor. Işık sadece arkadan görülebildiği için nesne görünmez oluyor. ABD hükümeti tarafından finanse edilen projenin günün birinde askeri amaçlı olarak kullanılabileceği, bu kapsamda düşman topraklarına sızan görünmez tankların üretilebileceği belirtiliyor.
Bilimin ulaştığı son nokta... Bu robotun beyni canlı...
Fareden alınan sinir hücrelerinden meydana getirilen beyne sahip robot yapıldı.
İngiltere'deki Reading Üniversitesi'ndan Kevin Warwick başkanlığındaki ekip, "Gordon" adı verilen robotun beyninin fareden alınan sinir hücrelerinden meydana getirildiğini, önce solüsyona koyulan sinir hücrelerinin, daha sonra 60 kadar elektrottan oluşan bir "düzeneğe" yerleştirildiğini belirtti.
24 saat sonra bağlantıların meydana geldiğini ve normal beyin gibi bir "ağın" oluştuğunu belirten araştırmacılar, bunun sonucunda beynin robotu denetleyebildiğini söylediler.
Amaçlarının "bilgisayar beynine" göre biyolojik beyinde anıların nasıl arşivlendiğini anlamak olduğunu belirten ekibin başındaki Warwick, tekrarlatarak robota bazı şeylerin öğretilebildiğini, şimdi amaçlarının robota bazı davranışları öğretmek olduğunu ifade etti.
Uzayın derinliklerinde yuva arayan genç bir robotun öyküsünün anlatıldığı Wall.E filminin başkahramanı Wall.E'ye benzeyen "Gordon"ın, duvara çarptığında beyninin bir uyarı aldığı ve robotun edindiği alışkanlıkla "engeli aşabildiği" kaydedildi.
Çalışmaları Alzheimer, Parkinson gibi sinir hastalıklarının tedavisine, anıların nasıl depolandığına ve bu anıların nasıl güçlendirilebileceğine de ışık tutan ekibin başındaki Warwick, "Gordon'un beyni, insan beyninde ne olup bittiğinin basitleştirilmiş hali. Ancak Gordon'un beynine bakabiliyor, onu denetleyebiliyoruz" dedi.
Warwick, ayrıca şu an Gordon'un beyninde 50 bin ile 100 bin sinir hücresinin aktif olduğunu tahmin ettiklerini, farede bu sayının yaklaşık bir milyon, insandaysa yaklaşık 100 milyar olduğunu ifade etti.
Dünyada bu gibi biyolojik beyinler üzerinde çalışan 4-5 ekibin olduğunu söyleyen Warwick, ancak daha önce deneyim ve alışkanlıkla öğrenme konusunda çalışan bir gruba rastlamadığını da vurguladı.
"Gordon" için insan sinir hücrelerinin kullanılması konusundaysa Warwick, "engellerin bulunduğunu, bunun teknikten çok etik bir sorun olduğunu söyledi.
Hayal gerçek oldu, dert bitti. Bilgisayarlar bizim yerimize yapacak. Yazılım çok yakında piyasada. 
Intel Türkiye Genel Müdürü Çiğdem Ertem, yazılım şirketi CTD’nin, Intel’in en son teknolojilerini kullanarak artık Türkçe konuşmayı bilgisayarlara aktarabileceğini bildirdi.
Yazılım firmalarını doğru teknolojiler kullanmaya yönlendirdiklerini ve yazılım şirketi CTD’nin, konuşma ve tanıma üzerine çalıştığını anlatan Ertem, şöyle dedi:
BİZ KONUŞACAĞIZ BİLGİSAYAR YAZACAK
“Hep bir hayalimiz vardı; biz konuşacağız, bilgisayar yazacak. Artık bu gerçek olacak. Bizim en son teknolojilerle, geliştirdiğimiz ürünlerle performans o kadar arttı ki CTD, şu anda yeni bir ürün sunuyor.
CTD, bizim en son teknolojilerimizi kullanarak artık Türkçe konuşmayı bilgisayarlara aktarabilecek. Siz Word’ü açacaksınız, konuşacaksınız, o yazacak.
SİSTEM EYLÜL VEYA EKİM'DE GELİYOR
Eylül veya Ekim aylarında Türkiye’deki tekno marketlerde bu ürünü görebileceksiniz. Türkiye’de bunu ilk defa yapan bir şirket var. Yakında bir kaç farklı dile çevirerek yapacak, Türkçe konuşacaksınız, İngilizce yazacak, onun için de çalışıyorlar. Bu şirket, diğer dilleri de buna ilave ederek, Türkiye’den Intel bünyesinde dünyaya yayılacak. Intel, bu tip iyi yazılımları bulduğu zaman dünyaya satışına destek olmaya çalışıyor, katalogunda yer vererek
Yurtdışında piyasaya sürülen özel bir masa, elektrik faturalarını minimuma indirgiyor..
Tik ağacından yapılan bir masa hiç bu kadar kullanışlı olmamıştı. Özellikle yazlık evleri olan kişiler için çok ideal olan masanın özelliği, üst yüzeyinin güneş enerjisini emen özel gözeneklere sahip olması.
2200 dolarlık masa kullanıcıların yazlıklarında veya bahçelerinde harcadıkları elektrik masrafını minimuma indirgiyor. Tüm gün güneş ışınlarını çekerek 120 voltluk enerjiyi depolayan masada 4 saat dizüstü bilgisayar, 25 vat ampulle 6 saat aydınlatma veya 6 saat TV izleyebiliyorsunuz.
Ancak maalesef yeni çıkan masa ne zaman Türkiye'ye gelir orası henüz belli değil.
EŞLENEN ATOMLAR ÖZDEŞLEŞİYOR
Dr. Wineland ‘Kuantum aktarımı’ çalışmasını beril atomları arasında gerçekleştirdi. Avusturyalı ekip ise, aynı işlem için kalsiyum atomu kullandı. Her iki çalışmada da, bir atomun içinde bulundurduğu kuantum özellikleri diğer eş-atoma aktarıldı.
EİNSTEİN’I ‘KORKUTAN’ YÖNTEM
Bilim adamları, laboratuvar ortamında atomları birbirleri ile ‘entaglement’ denen, Albert Einstein’ın el yazmalarında “korkutucu” diye tarif ettiği, bir yöntemle eşliyorlar. Bu eşlemenin doğası gereği, bir atomun edindiği özelliği, ya da tam tersini, eş-atomu da otomatikman üstleniyor. Özelliklerin iletimi için, eş-atomlar arasındaki mesafe önem taşımıyor. Atomlar teorik olarak kilometrelerce uzakta olasalar dahi, özelliklerini ‘Kuantum aktarımı’ ile değiş tokuş edebiliyorlar. Işınlama süresi sadece milisaniyelerle ifade ediliyor.
Bu laptop'un gerçek bir klavyesi yok... Ama bu durum yazı yazamayacağınız anlamına gelmiyor.
Bir süre önce "One Laptop Per Child" (OLPC) Vakfı'nın yeni bir model üzerinde çalıştığından ve bu yeni modele XO-2 adının verileceğinden bahsetmiştik. İşte aynı XO-2, yeni adına da kavuşarak resmi olarak basına tanıtıldı.
Yapılan tanıtıma göre iPhone ve benzer taşınabilir cihazlarda bulunan dokunmatik ekranlar gelecek nesil dizüstülere transfer olabilir. Bir İtalyan tasarım ajansıyla Amerikalı bir firmanın ortaklaşa geliştirdiği konsept dizüstü bilgisayar alışılagelen tuş takımı yerine dokunularak aktive edilen ikinci bir ekrana sahip.
İlk kez "One Laptop Per Child" - Her Çocuğa Bir Dizüstü Vakfı'nın düzenlediği bir basın toplantısında görücüye çıkan ve adının V12 olmasına karar verilen tasarımda çift LCD ekran bulunuyor. Çelik ve fiberden üretilmiş prototip cihazın ikinci ekranı gerektiğinde bir "soft" klavyeye dönüşebiliyor. Amerikalı üreticinin kimliği şimdilik gizli tutulurken projenin beklendiği gibi gitmesi halinde dizüstünün 2010 yılında piyasada olacağı gelen haberler arasında. Ancak fiyatının 75 Dolar olacağı söylentileri henüz bir kesinlik kazanmış değil...
Artan petrol fiyatları karşısında alternatif enerji kaynakları aranırken Japon Genepax firması suyla çalışan otomobil üretti.
Hızla yükselen petrol fiyatları şirketleri alternatif enerji kaynakları bulmaya itiyor. Japonya'da bir şirket su ve havayla çalışan otomobil üretti.
Suyla çalışan araba fikri bundan 10 sene önce ortaya atılmış bir rüyaydı, fakat bu rüya artık resmen gerçek oldu. Suyun elektrolizi ile hidrojenin ayrıştırılması ve ortaya çıkan elektrik enerjisinin yakıt pilinde depolanması ve bunun elektrik motoru ile tekerleklere güç verecek şekilde kullanılması mantığıyla çalışan bu araba, deniz, yağmur veya ırmak suyu ayırt etmeksizin molekül yapısı H2O olan herşey ile çalışabiliyor.
Japon Genepax şirketinin ürettiği aracın maksimum sürati saatte
Hidrojen 7 tabiki Genepax şirketinin ürettiği araca göre çok daha verimli fakat işletimi de o denli zor. Su ile çalışan bu tarz arabalar yaygınlaşır ve daha güçlü motor seçenekleri ile kullanılabilir hale gelirse ki gelecektir, insanlık bedava yolculuk imkanına kavuşup daha refah ve mutlu bir yaşam sürebilir.
Dünyada olağanüstü zor koşullarda yaşayan mikroorganizmaların olması, NASA tarafından Mars'ın kuzey kutbuna indirilen Phoenix'in de burada benzer yaşam formları bulması ihtimalini düşündürüyor.
Portland Devlet Üniversitesi Olağanüstü Koşullardaki Yaşam Biçimleri Merkezinden Kenneth Stedman, Mars'ta bulunması umut edilen yaşam biçiminin mikrobik canlılar olduğunu, orada "küçük yeşil adamlar" bulunmayacağını vurguluyor.
Son yıllarda yapılan araştırmalarda, "ekstremofiller (extremophiles)" olarak gruplandırılan, dünyadaki olağanüstü koşullarda bile yaşamayı başaran mikroorganizmalara rastlandı.
Bunlar arasında, Şili'de sudan tamamen uzak, kupkuru Atacama çölünde, ABD'deki Yellowstone Milli Parkı'ndaki sıcak su kaynaklarında, Pasifik Okyanusu'nun, güneşten uzaktabanındaki volkanik dehlizlerde veya aside benzer göl sularında bulunan yaşam formları da var.
Bu yaşam formlarına dünyada kayaların içinde, buzullar içine yüzyıllarca sıkışmış durumda kalmış halde bile rastlanabiliyor.
Dünyada yaşamın sürebildiği bu bu bölgelerindeki çevresel koşulların, Mars'ın, Phoenix'in indiği kuzey kutbunun veya güneş sistemindeki diğer gezegenlerdeki bazı bölgelerin "aynası" olabileceği düşünülüyor.
Yüksek dozdaki radyasyon bombardımanına maruz kalan Mars yüzeyinde bu tür bir yaşam biçiminin olmayacağı üzerinde genel bir fikir birliği bulunmasına karşın, yüzeyin hemen
Koşulları, dünyanın kutup bölgelerinin benzeri olduğu düşünülen Mars Kuzey Kutbu'nda bulunan buz içerisinde mikroorganizma olabileceğine ihtimal veriliyor.
NASA 2005 yılında yaptığı açıklamada, Alaska'da buz içerisinde 32.000 yıl boyunca hareketsiz kalmış bakterilerin, buzun çözülmesiyle yaşamlarına devam ettiklerinin belirlediğini açıklamıştı.
Penn State Üniversitesi de bu ayın başında, Grönland'da buzul içerisinde yüksek basınç ve düşük oksijende en az 120.000 yıl kalmış bakterilere, laboratuvarda yeniden hayat vermeyi başardıklarını açıklamıştı.
yapılmadı ama küresel ısınma bu hızla devam ederse çok yakında yüzen şehirlere kavuşabiliriz. Küresel ısınma dünyanın en büyük sıkıntısı oldu artık. Bunu düşünen bilimadamları yeni yaşam alanları üretmeye başladı.
1 ileriKüresel ısınma dünyanın en büyük sıkıntısı oldu artık. Bunu düşünen bilimadamları yeni yaşam alanları üretmeye başladı.
Yüzen şehiler projesinin adı Lilypad, yada Türkçesi yüzen nilüfer yaprağı. Yüzen Şehirler, son teknolojiyle yapılacaklar. Kendi enerjilerini kendileri sağlayacak bununla yetinmeyip atmosferdeki karbondioksiti işleyebilecek.
Her bir yüzen şehirde yaklaşık 50.000 kişi yaşayabilecek. Projenin ne zaman hayata geçireleceği ile ilgili henüz bir açıklama
Yorum (12) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı